Alay yaveri Adnan Bey

Alay yaveri Adnan Bey ceylân gibi bir arap atı üzerinde köyden geçerek karargâha gidiyordu. Duvarları sarmaşıklar ve balkoniyle bahçesi envai çiçeklerle süslü bir evin önünden geçerken iki koyu lâcivert göz bütün benliğini bir anda man­yetize eden sihirli bir elektrik cereyanı gibi mevcudiyetinidolaşmış, genç ve yakışıklı zabit sanki olduğu yere mıhlanmıştı...

Çevik arap atı sar'aya tutulmuş bîçareler gibi yerinden kıpırdayamıyordu.

Adnan'ın çiçekli balkonun pencereleri arkasından gördü­ğü bu bir çift lâcivert göz uzun boyu, mevzun endamı, ince beli, parlak kumral saçları ve mahir bir ressamın fırçasından çıkmış gibi yakıcı bir kavis ile uzanan kaşları, beyaz teni, mütenâsip burnu, uzun parmaklı güzel elleri ve bütün bu güzelliklere taş çıkaran çifte gamzesiyle SÛZY LİBERMAN adında on dokuz yaşında bir yahudi kızının eşkâlini tasvir ediyordu.

Suzy hiç farkında olmamış gibi Adnan'a tatlı bir tebes­sümle yüz gösterdi ve çifte gamzesini çukurlatarak süzüle süzüle ve kırıta kırıta balkondan içeri girdi. Bu iki sehhar gö­zün cazibesi Adnan'ı yıldırımla vurmuş gibi idi. Genç subay iradesini güçlükle elde eden insanlar gibi hayvanını mahmuzladı ve karargâha doğru uzaklaşmaya başladı.

Vazifesine döndüğü zaman alay yaveri kendisini tamamiyle hurdehaş buldu. Bu bir tek bakışın sersemliği günlerce üstünden gitmedi.

* * *

"Siz burada... Böyle... Yalnız..."

Adnan sözünü tamamlıyamadı ve cümleyi muntazam söyleyemedi. Bu beklenmeyen tesadüf onu derin hayretlere ve heyecanlara düşürmüştü. Tâlim yerine giderken hayalin­den bir dakika eksik etmediği bu güzel mahlûku yolun üze­rinde hafif meyilli bir çimenlik üzerinde dolaşırken görmüş­tü. Orası pek tenha idi. Suzy kır çiçekleri toplamakla meş­guldü. Fakat öyle munis ve yakıcı bir bakışla genç zabiti süz­müştü ki; Adnan bundan cür'et alarak, âdeta kekeler gibi sormuştu:

"Siz... Burada... Böyle... Yalınız..."

Yahudi kızı bu ilk suale yüzünde tatlı pembelikler ve vücûdunda tahrik edici eğilmeler yaparak lisan-ı haliyle ce­vap verdi.

Bu lisanı halde en kuvvetli bir hatibin nutkunu gölgede bırakan bir talâkat vardı. İkisinin de tavırlarında birbirini çok sevmiş insanların samimiyeti okunurdu.

Adnan, uzun boyu ve mütenâsip vücudu, iri ve parlak gözleri ve muntazam eşkaliyle tam mânasiyle bir erkek gü­zeli, bülent ve levent bir Türk zabiti idi...

Erkeklik cesaretini bir araya toplayan Adnan kıza tekrar sordu:

" Bu hüsn-i tesadüfe çok sevindim matmazel! Böyle ten­ha kırlarda ne arıyorsunuz?"

" Kır çiçekleri topluyorum."

" Demek kendiniz gibi güzel ve kendiniz gibi saf çiçek­leri seviyorsunuz..."

Yahudi kızı güzel ağzının içine sıralanmış inci gibi dişleri­ni göstererek büyüleyen bir tebessümle mukabelede bulun­du. Gamzeleri bir defa daha gencin içini tutuşturdu.

" Size böyle her vakit kırlarda rastlamak hoş bir saadet olacak...

"- Benim için de öyle..."

Anlaşılan duyguları karşılıklı idi. Demek ki; bu kız da Adnan'ı seviyordu. Ve ihtimal ki; kendisini görmek için böy­le tenha kırlara çıkmak cesaretini göstermişti.

Genç Türk atından yere atladı ve hayvanının dizginini kolunun arasından geçirerek kıza biraz daha sokuldu.

" İsminiz nedir matmazel? "

" Suzy."

" Ne tatlı isminiz var...'

" ...................................."

" Ne zamandan beri bu köyde bulunuyorsunuz?"

" Beş seneden beri."

" Aslınız nerelidir matmazel?"

" Varşovalıyız efendim."

" Otuz dokuz numaralı evde oturuyorsunuz değil mi?"

" Evet otuz dokuz numara..."

Bu muhavere genç zabiti genç kıza biraz daha yaklaştırdı. Karşı karşıya, burun buruna idiler. Adnan tereddüt ve ihti­yatla yavaş yavaş kızın eline uzandı, güzel eli avuçları içine aldı, okşadı, okşadı. Hiç bir mümanaat (karşı koyma) görme­di. Bil'akis tatlı bir penbelik yeni baştan kızın yüzünü dolaş­tı, Adnan'ın sinirlerini kamçıladı. Bu sıcak iklimin harareti altında oldukça kavrulmuş olan sinirler bu kritik vaziyette daha fazla gerilmişti. Alay yaveri kızın iki elini de avuçları içine almış yahudi dilberini biraz daha kendine çekmişti.

Bunaltıcı bir buğu zabitin kafasını büyüledi ve iradesi elinden giderek dudaklarını kızın yanaklarına yapıştırmak istedi.

" Rica ederim yapmayınız."

Umulmayan bu mümanaat delikanlıyı biraz şaşalattı.

"Sizi rahatsız ettiysem, affediniz!"

" Hayır bilakis."

" Peki niçin aşkıma gem vuruyorsunuz?"

" Henüz sırası değil de onun için..."

Demek ki iş sade sırasını bulmak meselesine gelmişti. Öy­le ise artık muvaffakiyet kafidir.

Duygulan ve düşünceleri pek saf olan genç zabit yarı mü­tereddit yarı memnun bir neş'e içinde sustu ve önüne baktı. Bir çok dakikalar yahudi kızının eli avuçlarında sessiz kaldı­lar. Suzy başını biraz kaldırdı, uzun kirpikli ve hareli lâcivert gözlerini manalı bir tarzda Adnan'ın yüzüne çevirdi ve:

" Müsaadenizle" diye kekeledi.

" Bir daha ne zaman görüşeceğiz Suzy?"

"İlk fırsatta."

" Bu fırsat çok uzamaz değil mi?"

" Hayır uzatmayız."

" Öyle ise Allaha ısmarladık..."

Ve ayrıldılar... Genç Türk çevik bir hareketle atına atladı mağrur ve mütebessim, memnun ve müsterih atını kırlara doğru sürdü.

Türk zabiti bir casus kızın iğfalkâr tuzağına düşmüştü...

* * *

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul><img> <ol> <li> <dl> <dt> <img> <b> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar