27 Nisan Muhtırası ve önceki darbeler

Türkiye, 27 Mayıs 1960 ihtilalini müteakip 22 Şubat 1961 yılında ve 21 Mayıs 1962 yılında olmak üzere, Albay Talat Aydemir tarafından başlatılan ve kendisinin ve Yarbay Fethi Gürcan’ın idamları ile son bulan iki ayaklanma olmuştur. Ayrıca isyana katılan Harbiye talebeleri de okuldan ihracı edilmişlerdir. Bu hareket yurtta, ne sosyal, ne siyasi bir etki yapmadığından, bu güne kadar üzerinde durulmamıştır.

12 Mart 1971 muhtırası ise, mevcut hükümetin, ki Başbakan Süleyman Demirel ve Adalet Partisi tek başına iktidarda idi, Hükümet istifa ettirilmiş, CHP’den istifa ettirilen Nihat Erim başkanlığında ekseriyeti meclis dışından alınan teknokratlardan oluşan koalisyon hükümeti kurulmuştu. Halbuki, AP hükümeti, 1969 seçiminden tek başına iktidar olacak şekilde galip çıkmıştı. Ekonomik durum fevkalade, yatırımlar yapılmakta, işsizlik çok az, kalkınma hızı yüzde yedilerde bulunuyordu. Durum bu vaziyette iken, Genelkurmay Başkanlığında üç kuvvet komutanı neden muhtıra ile mevcut hükümeti yıktıklarının iç yüzü hâlâ karanlıktadır. Bu muhtıranın ardından, ülkede koalisyonlar dönemi başlamış, sık sık hükümetler değişmiş, ülkede kan, gövdeyi getirir duruma gelmiş, her gün sağ-sol görüşlü gençlerin birbirlerini acımasızca öldürmesine ve sonunda 12 Eylül 1980 ihtilalinin ana sebeplerinden birini teşkil etmesine sebep olmuştur. Orgeneral Kenan Evren, Genelkurmay Başkanı olarak üç kuvvet komutanı ile Jandarma Genel Komutanının “emir komuta zinciri içinde ve emirle” başlattıkları ihtilal ile mevcut hükümet devrilmiş, parlamentolar kapatılmış, tüm partiler kapatılmış, bir çok politikacı (Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Deniz Baykal, Necmettin Erbakan, Alpaslan Türkeş ve daha başkaları) sürgüne gönderilmiş ve ne hikmetse o her gün birbirlerini öldürmek suretiyle ülkede kaos yaratan gençler kaybolmuşlar, sanki gizli bir el bu olayların müsebbiplerini buharlaştırmıştı. İhtilalcilerin, kendilerinin hareketlerinin kaynağını teşkil eden yasa gereği, Evren Devlet Başkanı sıfatıyla yurt içinde dolaşıyor, her gittiği yerde her konu da ahkam kesiyordu. Derken partilerin kurulmasına ve seçimlerin yapılmasına karar verilmesiyle politika kızışmaya ve seçimlerde parti başkanlarının mitingleri yeri, göğü inletmeye başladı. ANAP’ın tek başına iktidar olması, Turgut Özal’ın Başbakan olması ve iki partinin muhalefette kalması sonucunda siyaset de kızışmaya başladı.

Bu dönem kah tek başına iktidar ve daha çok koalisyonlar şeklinde 1997 yılına kadar devam etti. Bu tarihte Refah Partisi ile Doğru Yol Partisi koalisyon kurmuşlar, Erbakan Başbakan, Çiller de Başbakan Yardımcısı ve Dış İşleri Bakanlığı görevini sürdürüyordu. Bugün AKP’nin bir çok üyesi hem RP’den, hem de DYP’den gelmişlerdir. Abdüllatif Şener Maliye Bakanı olarak öyle bir mali politika uyguluyordu ki, ülkede nerede ise sıkıntılar çok aza inmek eğilimde idi. Fakat, başını Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Çevik Bir’in çektiği 28 Şubat post-modern muhtırası ile hükümet düşürülmüş ve Mesut Yılmaz başkanlığında azınlık hükümeti kurdurulmuştur.

İşte bu çalkantılı ve haksız müdahalenin ve iki ekonomik krizin arasından yeni bir parti (AK Parti) çıkmış, 2002 seçimi sonunda tek başına iktidar olmuş ve hâlâ ülkenin idaresinden yetkili ve sorumludur. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in görev süresinin sona ermesi ile 2008 mayıs ayında, yeni Cumhurbaşkanının seçilmesi gündeme gelmiş, işte o kritik günlerde Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, 27 Nisan gece yarısında, şu hususları içeren muhtırayı yayınlamıştır: “Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, TSK tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, TSK bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur.” Bu sözlerden sonra, “Gerektiği takdirde TSK tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır” şeklinde görüşlerini beyan etmiştir. Gerçi AK Parti hükümeti, 24 saat geçmeden, aynı sertlikte bu ültimatom niteliğindeki açık ve kesin cevabını vererek tavrını belirtmiştir. Genelkurmay Başkanlığının Başbakanlığa bağlı bir kurum olduğunu, görev ve yetkilerinin yasalarla belirtildiği ihtar edilmiştir. Bu ültimatomun neşrinden sonra yapılan 2008 seçiminde AK Parti yüzde 47 oy ile seçimi kazanmıştır. Görüşülmekte olan Anayasa değişiklik yasa tasarısını, şayet CHP Anayasa Mahkemesine taşırsa, yine AKP’nin ekmeğine yağ sürüleceğinden şüphe edilmemelidir. Tarihten ders alınmasını bilmeyenlerin sonunun hüsran olduğunu hatırlatmak istiyorum.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul><img> <ol> <li> <dl> <dt> <img> <b> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar